Go to content Go to navigation Go to search

Dört yılda bir gelen bir gün ve uykusuza masallar

Çarşamba, Mart 05, 2008


Dört yılda gelen bir günü de geride bıraktık.Bu sefer ki daha anlamlı idi. Çünkü Feridun Düzağaç konseri =). Bundan bir ay öncesinde arkadaşlarla öylesine konuşmuştuk,gitsek nasıl olur diye. Hep beraber gideceğiz yoksa olmaz. Bu yüzden iki kere topun ucundan döndük. O yüzden de bir aksilik çıkmazsa yazdım. Ve sonunda pürüzleri ortadan kaldırdık.
Konser günü tam bir kaos idi. Herkes bir yerlerden geliyor. Toplanmak zaman aldı. Yolda arabası bozulan mı, saatlerce bekleyen mi, durağı kaçırıp otobüsün içinde panik olanlar mı... neler neler :)

Sonunda sağ salim konser yerine ulaştık. Tabi konser hakkında yorum yapmadan olur mu? Olmaz! Tüm duyurularda konser 'Gala' olarak geçiyor. Gala deyince aklımıza albüm tanıtımı geldi. Galaya gidiyoruz ama bir kere yeni albümü dinlediniz mi? Hayır. Aramızda bir kişi biliyor. Ben ve diğerleri burjuvayız. İlk konserde dinleriz :).


Eski şarkılarda olsun sesleri arasında yerimizi aldık. Vee eski, yeni ne varsa karışık bir konser oldu. Konser muhteşemdi. Özellikle alt yapı harikaydı. Tam 3 saat süren bir konserdi. Performansları ve salonla uyum harikaydı.Sanırım bir şarkıyı bile tek başına söylemedi. Sonunda kimse gitmiyor. Feridun sizin uykunuz gelmedi mi yahu, hadi artık diyerek kapanışı yapmaya çalışıyor :). Bu arada Oya Erkaya Ayman'ı uzaktan acayip Mine'ye benzettim. Belki de bana öyle geldi. Mineeee =)



Yazıyı dün yayınlayacaktım. Videolarda koymayı planlıyordum. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Youtube ile aramızda sorunlar oldu. Ve sonunda kendisi ile yollarımızı ayırma kararı aldık. Benim için muhteşem bir gündü.

29 Şubat dört yılda bir gelirsin Feridun sen süpersin =)

Üstüne bir de FENERBAHÇE'M çeyrek finalde. Değmeyin keyfime =).

Daha anlatacaklarım bitmedi ;) Küçük bir video :) Hepiniz kendinize dikkat edin.



Uykusuza masallar

Cuma, Şubat 22, 2008

Bir aksilik çıkmazsa 29 Şubat büyük gün!

Mühim bir gün =)

Perşembe, Şubat 07, 2008

Deli mi ne'm Cansum yeni yaşın tüm tüm güzellikleri beraberinde getirsin aybalam.



Not : Şarkı senin için özel :) Klasikleşen bir durum oldu :)

Türkçe'ye aday yeni kelimeler...

Cuma, Ocak 04, 2008

Çayyaş : Sabahtan akşama kadar çay içen bağımlı kimse.Türkler kahveden çok çayı severler.
Dekılte : Görgüsüz, kıro erkeğin ipek gömleğinin önünü derin açarak sergilediği kıllı ve altın kolyeli göğsü.
Hiç çamaşırı : Varlığı ile yokluğu belli olmayan kadın iç çamaşırı.
Duşünür : Duş alırken gelen ilhamla ülke sorunları, hayatın anlamı veya benzer derin konulara kafa yoran ve özgün fikirler üreten entelektüel ve temiz kimse.
Cinekolog : 'Kızım, senin içine cin girmiş' diyerek kadınların oralarını buralarını elleyen, cinsel tacizde bulunan hoca, üfürükçü,
Kankamatik : Yolsuz kaldığınızda borç para aldığınız yakın arkadaş.
Efemdi : Davranışları ve sözleri kadınsı olacak kadar nazik, yumuşak ve ince erkek.
İçerdöver : Her akşam bir yerde içip, eve zil zurna sarhoş gelip karısını, çocuğunu döven hayırsız koca, kötü baba, zayıf karakter.
Sinirbaz : Nasıl olduğunu anlayamadığınız ve çözemediğiniz bir şekilde, sizi her defasında sinirlendirebilen özel kimse.
Hafızapping : Bir şeyi hatırlamaya çalışırken hafızanızda attığınız hızlı tur.
Lafıza kaybı : Söyleyeceğiniz sözü unutmanız.
Keldiven : Saçı olmayan erkeklerin, kafalarını soğuk hava, yağmur gibi dış etkilerden korumak için kullandıkları şapka, peruk gibi gereçler.
Markalemun : Saç şeklini ve rengini üzerindeki marka giysiye göre değiştiren, dış görünüşüne aşırı önem veren boş ve sığ insan.
Jeloğlan : Saçlarına bir kutu jöle sürmeden asla insan içine çıkmayan, görünüşüne fazlasıyla düşkün genç erkek. Derler ki uzun süreli jel kullananlar sonunda 'jeltoş' olurlarmış.
Tö be or not tö be… : Uzun yıllar yasadışı faaliyetlerle uğraşan kulağı kesik şahsın hapisten çıktıktan sonra, aynı pis işlere bulaşmakla sakin ve namuslu bir hayat yaşamak arasında yapması gereken zor seçim.
Keşportacı : Sokağa tezgâh açmış uyuşturucu satıcısı.
Shopşal Şenformasyon : İyi, müjdeli haber.
Tükürükçe : Konuşurken ağızlarından çok fazla tükürük saçan kişilerin ana lisanı.
Zırvana : Aptallığın en aşmış noktası. Zırvanın zirvesi ve nirvanası. Salaklığın ulaşılabilecek en üst seviyesi.
Tembesil : Çok zeki olmamasının dezavantajını çok çalışarak kapatacağına, bütün gün yan gelip yatan tembel ve akılsız öğrenci, kimse.
Tıntınager : 13-19 yaşlarında boş ve cahil genç.
Notlakçı : Üniversitede derslere girmeyen, sınavlara başkalarının notlarından fotokopi çekerek hazırlanan beleşçi ve hayta öğrenci.
Kampusırık : İş hayatından korktuğu için bütün eğitimi boyunca kampüsün içinde saklanan, bu nedenle de şirketleri ve iş ortamını tanıma fırsatını kaçıran üniversite öğrencisi.

Ebe... Saklanın :)

Çarşamba, Aralık 26, 2007

Sunshinem sobelemş beni. O kadarda iyi saklanmıştım ama gözleri pek bir keskinmiş yavrum buldu beni :). Ben de hemen yerine getirmek istedim. Çünkü sonra unutabilirim.

Ben küçükken, gezmeyi hiç sevmezmişim. Annemle babam hazırlandıklarında küçük çaplı bir kıyamet koparmış evde :). Yazık canlarım üstlerini değişince ben eski sakin halime dönermişim :). Oysa ne kadar sakin duruyorum resimde di mi :) ? Oyuncakları toplar odama gidermişim. Hiçbir yere götürmezmişim :). Evime çok bağlıymışım :D. Ve su şakalarından nefret edermişim. Hala da su şakalarını sevmiyorum.

İlk kopyam, ilkokul ve ortaokulda hatırlamıyorum. Ama lise sonda acısını fena çıkarttığımı biliyorum :). Hatta bir ingilizce sınavında kopya veriyorum diye sıraya sınav kağıdım bantlanmıştı :D. Komedi ya... Hoca emanet sınav yapmayın dedikçe millet coşmuştu. Sonunda olan bana oldu sınav kağıdım sıraya bantlandı. Var mı böyle şey demeyin, oldu işte :).

Ben aslında, çok ama çok ince düşünen aşırı duygusal bir insanım. Çok ince düşündüğüm için arkadaşlarım keşke biraz gamsız olabilsen derler :).

En saçma huyum, dişlerimi fırçaladıktan sonra birşey yemek ve sonra tekrar fırçalamak :). Aklıma ilk gelen :).

Cep telefonu, :) pas geçiyorum :)

Aşk dediğin, Beynin kısa devre yaptığı bir dönem :)

En sevdiğim blog, En sevdiklerim yanda... Tüm listedekileri severek okuyorum :)

Hmm ebeleme sırası ben de ;

Duygu

Minique

Katılırlarsa sevinirim ;).

Zaman

Pazar, Aralık 16, 2007

Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.
Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.
Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı;
ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya
kadar yaşadı.
Farkında olmadan rezil etti bu gününü.
Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi.Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bu günü
eline yüzüne bulaştırdı...Mutsuz oldu insan.
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;
ama bugünü hiç yaşayamadı.Ne yarın ne de dün!*

Can Dündar



Not : Kısa bir ara verdim yazmaya bu hikayeyi okuyunca. Aslında anlatılacaklarımda var. Ama o kadar doğru ve güzel geldi ki sizinle de paylaşmak istedim.

Hayat...

Salı, Aralık 11, 2007


Herşey bir anda değişebiliyor. Bir telefon... Ertesi gün İstanbul. Uzun zamandır görmek istediğin insanları görmek. Bir ameliyat... Mutluluk, hüzün, acı, heyecan hepsi bir arada. Geldim Bursa'dayım. Çok yorgunum. Sonra anlatacağım herşeyi. Severek dinlediğim bir şarkıyı koyup dinlenmeye gidiyorum. Hepiniz kendinize dikkat edin. Ve çok mutlu olun. Hayat çok kısa... Klasik bir laf oldu ama gerçekten öyle...




Gülay - İstanbul Ağlıyor
(şarkıyı indirmek için saga tıklayıp "hedefi farklı kaydet"i seçin)